Bilinmesi Gerekenler
  Mikroçipler kötü ellere düşer mi?
 


Mikroçipler kötü ellere düşer mi? 


ÇİPLENİYORUZ!..
Beyni olan canlılar, iktidarı sırtlayan hükümetler ve deniz aşırı devletler hep rüyadalar.
 Bu yazıda “Uyanış Zamanı” diye başlayan ve üçüncü dünya ülkeleri için ürkütücü olan “Amerika’nın 60 yıllık planı” başlıklı “Zeitgeist Belgeseli”nden bahsetmek istiyorum. Bir video üzerinden saatlerce çalışılarak hazırlanmıştır.
 Ancak, belki de bildiğiniz veya tahmin ettiğiniz gerçeklere yine de şaşıracak, sonrada üzerinde oldukça düşüneceksiniz.
 Amerikalı bir araştırmacı ve bilim adamının anlatımıyla:

İşte Belgeselden bölümler;

“Güce sahip olan insanlar, güçlerini sizin devamlı olarak aldığınızdan ve yönlendirildiğinizden emin olmak için kullanıyorlar. Kitleler özellikle politik alanda yaşanan gerçekleri öğrenme yetisine sahip değiller. Gerçeği topluma söylemeden, düşünmemizi istedikleri şeyleri kurnazca empoze ediyorlar.
Örneğin, Halkın çoğunluğu Irak istilasının her geçen gün kötüye gittiğine inanıyor ve mezhep çatışmalarının sona ermeyeceğini düşünüyorlar. Halkın göremediği şey ise, Irak’taki işlerin devletin arkasında bulunan adamların tam da istediği gibi gittiği.
  “ Bu savaş uzamalı ki, bölge parçalanabilsin, petrol şirketleri kurulabilsin, silah tüccarları için karlı sözleşmeler devam edebilsin. Ve en önemlisi de, İran ve Suriye gibi petrol sahibi diğer aykırı ülkelere zıplama tahtası olarak kullanılabilecek kalıcı askeri üsler kurulabilsin.
 Irak’ın yapılanmasının ve sivil savaşın maksatlı olduğuna dair kanıt göstermek gerekirse;
2005 yılında, iki üst düzey İngiliz SAS subayı, Araplar gibi giyinip, arabayla sivillerin üzerine ateş ettikleri için, Irak polislerince yakalandı. Tutuklanıp Basra Hapishanesi’ne konuldu. İngiliz Ordusu, askerlerin derhal serbest bırakılmasını istedi. Basra hükümeti, bunu reddedince ingiliz tankları geldi ve hapishaneyi yıkarak askerlerini oradan çıkardı.
Eğer bir bölgeyi yok etmek isterseniz bunu nasıl yaparsınız?
 Bunun iki yolu vardır. Oraya gidip, bombalama falan yaparsınız. Tabi ki bu çok da etkili bir yöntem değildir. Yapmanız gereken şey, orada yaşayan insanlara birbirlerini öldürtmektir. Ve bu şekilde onların yaşadıkları bölgeyi, tarlalarını yok edersiniz. İşte o bölgede de yapılan bu.
Bir düşmanı yok etmenin yolu, onun kendi kendisini yok etmesini sağlamaktır. Bunu da askerleri ikiye bölerek yaparsınız. Sonra iki tarafı da beslersiniz. Çift taraflı çalışan ajanlarınız her iki tarafı da kışkırtır. Ve birbirlerini öldürürler.
 Artık bazılarımızın bu gerçeğe uyanmasının vakti geldi. Anlatmanız gereken şey, imparatorluklar kurmak isteyen bazı insanlar, feth etmeye çalıştıkları insanları yönlendirerek hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar.
 kendi kendinize; “ Neden tüm insanlık baştan aşağı dev bir medya ağıyla kuşatılmış diye sorabilirsiniz. Ya da, ABD hükümeti, devlet okulları sistemini finanse etmeye başladığından beri neden Amerikan Eğitim Sistemi’nin giderek kalitesizleştiğini düşünebilirsiniz.
 Hükümetiniz elde etmek istediği kadar ödüyor. Devletin finanse ettiği eğitim kurumlarına baktığımızda ve bu eğitim kurumlarında eğitilen öğrencileri, onlara verilen eğitimi gördüğümüzde, mantığımız kavrıyor ki, bu okullarda devre dışı bırakılanlar her neyse eyaletin ve federal hükümetin işine gelmiyor. Zaten bu yüzden ki değiştiriyorlar.
 Devlet ne sipariş ediyorsa onu elde ediyor.
 Çocuklarınızın eğitilmelerini istemiyorlar. Çok fazla düşünmenizi istemiyorlar. Bu yüzden ülkemiz ve tüm dünya gün geçtikçe eğlenceyle, medyayla, televizyon programlarıyla, lunaparklarla, uyuşturucuyla, alkolle ve aktivitelerin her çeşidiyle dolu hale geldi.
İnsanların zihinlerini meşgul tutmak için... Yanı çok fazla düşünmeniz, önemli insanların işine gelmiyor.
Uyanmanız ve anlamanız gerek ki, hayatınızı yönlendiren insanlar var ve siz bunun farkında bile değilsiniz.
 Amerikalı bir televizyon programcısının söylediklerine kulak veriniz lütfen:
Başınız Belada!...
Çünkü siz ve diğer 62 milyon Amerikalı şu an beni dinliyor.
Çünkü %3 den daha azınız kitap okuyor. %15’ den daha azınız gazete okuyor. Çünkü sizin tek gerçeğiniz bu ekranda gördükleriniz. Şu anda dışarıda, bu ekranda gördükleri haricinde hiçbir şey bilmeyen koskoca bir nesil yaşıyor. Bu ekran, ilahi bir vahiy gibi...
 Bu ekran, başkanlar, papalar, başbakanlar yaratıyor ya da yok ediyor. Bu ekran, bu inançsız dünyadaki en muhteşem lanet olası güç... ve eğer yanlış ellere geçerse de olacakların tek sorumlusu biziz. Ve bu inançsız dünyadaki en büyük şirket, en muhteşem lanet olası propaganda gücünü kontrol ettiğinde, bu ekranda gerçek diye ne bok sunulacağını kim bilebilir!
 Şimdi beni dinleyin...Beni dinleyin:
 Televizyon gerçek değildir! Televizyon lanet olası bir lunaparktır. Televizyon bir sirktir, karnavaldır, gezici akrobatlar takımıdır, masalcılardır, dansçılardır, şarkıcılardır, hokkabazlardır, aslan terbiyecileridir ve futbolculardır.
 Biz eğlence dünyasındayız. Ama sizler, sabahtan akşama kadar, her yaştan, her renkten, her dinden insan başına oturuyorsunuz. Bildiğiniz tek şey bizleriz. Burada döndürdüğümüz ilizyonlara inanmaya başladınız ve televizyondakilerin gerçek kendi hayatlarınızın ise hayali olduğunu düşünmeye başladınız.
 Televizyon ne derse onu yapıyorsunuz. Onun gösterdiği gibi giyiniyorsunuz. Onun gösterdiklerini yiyorsunuz. Çocuklarınızı onun dediği gibi yetiştiriyorsunuz!...hatta onun dediği gibi düşünüyorsunuz.
Bu tamamen saçmalık...sizi manyaklar!
Tanrı aşkına... Sizler gerçeksiniz, hayali olan biziz...
 Perdenin arkasındaki adamların istediği en son şey, bilinçlenmiş ve düşünme yetisine sahip bir toplum. Bu yüzden ki düzmece bir yaşam, sürekli olarak din, medya ve eğitim yoluyla bizlere sunuluyor.
İlginizi dağıtmak ve sizi her şeyden habersiz bırakmak istiyorlar. Ve gerçekten de bu işi iyi yapıyorlar.
 2005 yılında Kanada, Meksika ve A.B.D. arasında bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma halka duyurulmadı, kongrede oylamaya sunulmadı ve A.B.D.-Kanada-Meksika arasındaki sınırları kaldırarak onları bir birlik haline getirdi. Buna “Kuzey Amerika Birliği” adı verildi. Bunu neden hiç duymadık diye kendinize soruyor olabilirsiniz. Aslında bu konuyu bilen ve haber yapmaya cesaret eden sadece bir gazeteci var.
-Bush yönetiminin sınırları kaldırma politikası ve bu ülkenin göçmenlik kanunlarını hiçe sayan kararları, aslında büyük bir planın parçası.
Başkan Bush, bu anlaşmaya imza atarak, bildiğimiz anlamda Birleşik Devletlerin sonunu getirdi. Ve ne A.B.D. parlamentosunun ne de Birleşik Devletler halkının onayını almaya ihtiyaç duymadı. Bu çok az kişinin bildiği bir anlaşma.
 Yine yatırımcı sınıfından çok üst düzey birkaç kişi tarafından gerçekleştirildi. Fakat işçi sınıfından insanların ve ülkemizdeki bir çok şehrinden ya da siyasi partisinden siyasi yetkilinin bu konu hakkında hiçbir bilgisi yok. Bu bir ticaret anlaşması değil. Bu söz konusu ülkelerin bağımsızlıklarının elinden alınması demek. Ve ayrıca Amero adında tamamen yeni bir para biriminin kabul edilmesi gündemde.
Bence, dolar sahibi insanların ilgilenmesi gereken bir şey Amero. Ama kimse bu konuda konuşmuyor. Bence Kanada, Meksika ve A.B.D. de yaşayan herkesin hayatını derinden etkileyecek.
 Amero’nun Kuzey Amerika Birliğinin yeni para birimi olması düşünülüyor. Zaten şu anda Kanada A.B.D. ve Meksika arasındaki sınırların kaldırılması konusunda çalışmalar sürdürülüyor. Tıpkı Avrupa Birliğinde olduğu gibi ve Dolar, Kanada Doları ve Meksika Pezosu yerine yakında Amero geçecek. Bu anlaşma ile Amerikan anayasası sonunda çöpe atılacak. Böyle bir olayın tüm büyük gazetelerin manşetlerinde olması gerektiğini düşünebilirsiniz. Bu hareketin arkasında bulunanlar, medya sektörünün arkasında bulunanlarla aynı kişiler ve size bilmemeniz gereken şeyleri söylemezler.
Kuzey Amerika Birliği; Avrupa Birliği, Afrika Birliği ve yakında kurulacak Asya Birliği ile aynı yapıdadır. Ve hepsinin arkasında aynı kişiler vardır.
Ve zamanı geldiğinde;
Kuzey Amerika Birliği, Avrupa Birliği, Afrika Birliği ve Asya Birliği birleşecek ve bu adamların 60 yıldır üzerinde çalıştıkları planın son aşaması gelecektir.
“Tek bir dünya devleti”
 “Bir dünya devletini istesek de istemesek da kurmalıyız. Asıl soru bu devletin zorla mı yoksa herkesin rızasıyla mı kurulacağıdır.”
(Paul Worburg-Dış İlişkiler Üyesi-Federal Rezerv Sisteminin kurucusu)
“Washington Post, Newyork Times, Time Magazine ve diğer büyük yayın organlarının yöneticilerine, görüşme çağrılarımıza katıldıkları ve verdikleri sessizlik sözünü 40 yılı aşkın bir süredir tuttukları için teşekkürü bir borç biliriz. Eğer bu yıllar boyunca halkın dikkatini yaptıklarımıza çekselerdi dünya üzerindeki planımızı gerçekleştirmemiz imkansız olurdu. Dünya her geçen gün daha bilinçli ve daha hazır bir şekilde dünya devletine doğru ilerlemektedir. Entelektüel elit bir kesimin ve dünya bankerlerinin kuracağı birçok uluslu egemenlik, geçtiğimiz çağlarda gördüğümüz tek uluslu oluşumlardan daha caziptir. (David Rockefeller-Dış İlişkiler Üyesi)
 “Tek banka, tek ordu, tek bir güç merkezi ve eğer tarihten bir şeyler öğrenmişsek , o da gücün zarar verdiğidir. Mutlak güç ise mutlak zarar verecektir.” (Aaron Russo-Bir film yapımcısı ve eski bir siyasetçi)
 Nicholas Rockefeller, ünlü Rockefeller Bankacılık ve iş hanedanlığının bir ferdi. Nicholas Rockefeller ile çok yakın bir dostluk sürecinin ardından, Aaron (Aaron Russo-Bir film yapımcısı ve eski bir siyasetçi) bir süre sonra görüşmeyi kesti. Bakın konuyla ilgili Aaron neler anlatıyor:
 -         Tanıdığım bir avukat birgün beni aradı ve şöyle dedi:
“ Rockefeller ailesinden biriyle tanışmak ister misin?” ben de “olur, çok sevinirim” dedim. Sonra dost olduk ve bana bir çok şey anlatmaya başladı. Ve bir gece bana şöyle dedi:
“Bir olay olacak Aaron, ve o olaydan sonra Afganistan’a gireceğiz. Bu sayede Hazar Denizine boru hattı döşeyebileceğiz, Irak’a gidip, oradaki petrolü alacağız ve Ortadoğu’da bir üs inşa edeceğiz. Ve oradan da Venezuela’ya gidip Chavez’den kurtulacağız.”
İlk ikisini bitirdiler. Chavez’i daha bitirmediler. Ve şöyle dedi:
“Asla bulamayacakları biri için mağaraları araştıran bir sürü adam göreceksin.”
 Teröre karşı verdiğimiz savaş ve aslında gerçek düşman olmaması konusunda konuşup gülüyordu. Bu savaşın nasıl asla kazanılamayacak bir savaş haline getirildiğini anlatıyordu. Bunun, sonu olmayan bir savaş olduğunu, bu şekilde insanların özgürlüklerinin ellerinden alındığını söylüyordu.
Ben de şöyle dedim:
“İnsanları, bu savaşın gerçek olduğuna nasıl inandıracaksınız?” O da:
“Medyayla...Medya herkesi bunun gerçek olduğuna inandırabilir.” Dedi.
“Bir şeyler hakkında konuşmaya devam edersen ve aynı şeyleri tekrar tekrar söylersen, insanlar sonunda buna inanacaktır.” Dedi.
 Biliyorsunuz, 1913 yılında Federal Rezerv’i yalanlarla kurdular. Sonra 11 Eylül’ü yarattılar. Ki bu da başka bir yalandı. 11 Eylül sayesinde teröre karşı savaş başladı ve birden Irak’a gittik. Bu da bir başka yalandı. Ve şimdi de aynı şeyi İran’a yapacaklar. Oradan oraya, oradan oraya, oradan da oraya geçip duruyorlar. Ben de sordum:
“Bunu neden yapıyorsunuz? Buradaki amaç ne?Dünyadaki bütün paraya sahipsiniz. Hem de istemeyeceğiniz kadar bütün güce sahipsiniz. İnsanların canını yakıyorsunuz. Bu kötü bir şey.” Ve bana şöyle dedi:
“İnsanları neden umursuyorsun ki? Kendini ve aileni düşün yeter.”
Ve sonra şöyle dedim:
“Tamam da asıl amaç ne?” şöyle dedi:
“Asıl amaç, dünyadaki herkese çip (inplant çip)takmak. RFID çipiyerleştirmek. Herkesin parası ve sahip oldukları her şey o çiplerde olacak ve eğer birileri bizi protesto ederse ya da yaptıklarımızı eleştirirse, çiplerini kapatacağız.”
 Evet, doğru...Mikroçip...
 2005 yılında meclis, göçmen kontrolü ve tabi ki teröre karşı savaş bahanesiyle “Gerçek Kimlik” kanununu kabul etti ve Mayıs 2008 de hayata geçecek projeye göre, her birimiz içinde kişisel bilgilerimizi barındıran ve taranabilir barkod’a sahip bir “Federal Kimlik Kartı” taşımak zorunda kalacağız. Halbuki bu barkod, sadece bir geçiş aşaması. Bu kimlik kartına daha sonra radyo frekansları sayesinde gezegendeki her hareketimizi takip edebilecek bir VeriChip RFID izleme modülü eklenecek. Eğer bu size saçma geliyorsa bilginiz olsun. Bu RFID izleme çipi yeni çıkan tüm Amerikan pasaportlarında mevcut.
Ve son aşama İmplant çip...bir çok insana farklı sebeplerle çoktan kabul ettirilmiş bir dayatma.
 -Florida’da bir ailemiz var. Gerçekten de cesur bir yeni dünyanın gerçek öncüleri. Vücutlarına mikroçip kimlik aygıtları yerleştirilmesine gönüllü olan ilk insanlar.
 -11 Eylül’den sonra ailemin güvenliği konusunda kaygı duymaya başladım.(Bir Amerikan Vatandaşı)
-Kolumda kalıcı olarak yerleştirilmiş ve beni tanımlayan bir şey olmasını düşünemiyorum. .(Bir Amerikan Vatandaşı)
 sonunda herkes, monitör kontrollü bir şebekeye dahil olacak ve yaptığınız her hareket kaydedilecek. Ve eğer çizgiden saparsanız çipinizi kapatabilecekler.
Bu aşamadan sonra, toplumun her davranışı çiplerle olan etkileşimi çevresinde dönecek. Eğer gözlerinizi açıp görebilirseniz, bu sizin geleceğiniz için çizilen bir resim.
Tek merkezli bir dünya ekonomisi, herkesin her hareketinin, her icraatının izlendiği ve kaydedildiği bir dünya. Haklarımızın olmadığı...
Ama aslında en vahim durum, bu totaliter öğeler, insanlara zorla dayatılmayacak. İnsanlar bunları talep edecek.
Toplumun yaratılan korkuyla ve bölücülükle kasıtlı olarak yönlendirilmesi, insanları güç ve gerçeklik duygusundan tamamen kopardı. Yüzyıllar öncesinden milenyuma kadar işlenen bir süreç...
 Din, vatanseverlik, ırkçılık, varlık, sınıf ve diğer her türlü keyfi ayrılıkçı düşünce yapısı ve kibir, birkaç insanın ellerinde kolayca şekillenebilecek, kontrol edilebilen bir toplumun yaratılmasına hizmet etti.
Parola “Böl ve yönet.”
Ve insanlar kendilerini, her şeyden soyutlatmış olarak görmeye devam ettikleri sürece, kökleştirmeye boyun eğmiş olarak kalacaklar. Perdenin arkasındakiler bunu biliyorlar. Ayrıca biliyorlar ki, eğer insanlar doğaya bağlı oldukları gerçeğini anlarlarsa ve içlerindeki gücün farkına varırlarsa, yarattıkları ve soyup soğana çevirdikleri tüm bu zeitgeist kağıttan evler gibi yıkılacak.

Bu uzunca yazıyı okuyup zamanınızı ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Şimdi düşünün bakalım;
Sizde, “ÇİP”lenmek istiyor musunuz?
 Sahi bir de; ülkemizdeki gelişmelerle, yukarıdaki yazı arasında bir Pisagor bağlantısı kurabildiniz mi?

“İster sağcı olun, ister solcu, isterseniz Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Alevi veya diğer etnik gruplardan olun. Milli Birlik ve Beraberlik ile “Türkiye” aşkından vazgeçmediğimiz sürece “ÇİP” takamazlar.

Aman Dikkat! Çipler gözünü bize dikmiş, aç kurt gibi bekliyorlar…
Yoksa siz hala “ Yemekteyiz” programında mısınız?

Sevgiyle ve uyanık kalın…
 YÜKSEL SEVEN


 
  Bugün 2 ziyaretçi (9 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=